Sevgili okurlar, Dopod ekibi olarak bugün “Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Giriş: “Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir?” sorusunun kafamda açtığı küçük kriz
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günün çoğu ya Kordon’da yürüyerek ya da evde “bir bölüm daha izleyip yatacağım” diyerek sabahı bularak geçiyor. Arkadaş ortamında sürekli şaka yapıyorum ama kimse bilmiyor, ben aslında her şakayı içimde üç kere tartıyorum: “Acaba komik oldu mu?”, “Bunu fazla mı abarttım?”, “Şimdi gülerler mi yoksa beni gruptan mı atarlar?”
İşte böyle bir ruh hâlinde bir gün kendime saçma ama bir o kadar da ciddi bir soru sordum: Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir?
Soruyu ilk duyduğumda basit gibi duruyor. Hatta dışarıdan bakan biri “Ee Cem Yılmaz tabii ya” deyip geçebilir. Ama insan biraz fazla düşünmeye başlayınca mesele çorba oluyor. Çünkü “en sevilen” dediğin şey, sadece en çok güldüren değil; bazen en çok hatırlanan, bazen en çok tartışılan, bazen de en çok “ya aslında o sahne çok iyiydi” dedirten şey oluyor.
Ve ben o çorbaya kaşığı daldırdım.
Günlük hayatın komediyle ilişkisi: Benim İzmir versiyonum
Geçen gün Alsancak’ta yürürken bir arkadaşım mesaj attı:
— “Neredesin?”
Ben: “Hayattayım.”
O: “Ciddi soruyorum.”
Ben: “Ben de ciddi cevap verdim.”
İşte Türkiye’de komedi dediğin şey biraz böyle. Ciddiyetle saçmalık arasında ince bir çizgi. Ve biz o çizgide yürümeyi seviyoruz.
O an düşündüm: Eğer hayatım bir komedi filmi olsaydı, büyük ihtimalle soundtrack yanlış zamanda girerdi. Mesela markette kasiyer “kart mı nakit mi?” derken iç sesim dramatik bir müzik açardı:
“Bu seçim hayatımı değiştirebilir…”
Ama kasiyer sadece gözlerini devirirdi.
İşte bu ruh hâli, beni tekrar aynı soruya getiriyor: Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir? Çünkü aslında herkes kendi hayatına benzeyen komediyi seviyor.
Türk komedisinin üç büyük damarı: Kahkaha, absürtlük ve “bizden biri” hissi
Türkiye’de komedi üç ana damar üzerinden akıyor gibi hissediyorum. Bunu bilimsel bir rapor gibi değil, daha çok gece 2’de tost yerken yaptığım bir çıkarım olarak düşün.
1. Kahkaha odaklı büyük mizah
Bazı isimler var ki sahneye çıktığında ortam direkt değişiyor. Cem Yılmaz gibi isimlerin yaptığı şey sadece şaka değil, kelimelerle bir dünya kurmak.
Ben bunu şöyle hissediyorum: Adam sahnede bir şey anlatıyor, ben gülüyorum ama aynı anda beynim “bu nasıl kuruldu?” diye analiz yapıyor. Sonra kendime kızıyorum:
— “Niye analiz ediyorsun ya, gül geç.”
Ama geçemiyorum. Çünkü zeka kokan bir mizahın içinde kaybolmak biraz bağımlılık yapıyor.
2. Absürt komedi ve “ben bunu neden izliyorum ama durduramıyorum” hissi
Şahan Gökbakar tarzı işler mesela… İlk izlediğinde “bu ne?” diyorsun. İkinci dakika gülüyorsun. Üçüncü dakika kendini karakterle özdeşleştiriyorsun.
Bir sahne hayal et:
Evde yalnızım. Telefon düşüyor. Eğiliyorum. O sırada iç ses:
— “Hayat da böyle zaten, hep eğilerek yaşıyoruz.”
Sonra kendime bakıp diyorum ki:
— “Kardeşim sen niye her şeyi felsefeye bağlıyorsun?”
Ama işte absürt komedi böyle çalışıyor. Mantık aramıyorsun, sadece akışa bırakıyorsun.
3. Bizden biri hissi: Tolga Çevik etkisi
Tolga Çevik gibi doğaçlama işler ise ayrı bir kategori. Orada seyirci sadece izlemiyor, dahil oluyor.
Ben bunu arkadaş ortamına benzetiyorum. Hani bir arkadaşın lafı toparlayamaz ama o da farkındadır, sen de farkındasındır, yine de gülersin.
Çünkü mesele mükemmellik değil, “gerçeklik”.
Arkadaş ortamı testi: Komedi kimde daha çok yaşar?
Bir gün arkadaş grubumuzda ciddi bir tartışma çıktı. Konu yine aynıydı: Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir?
Masada üç grup vardı:
— Cem Yılmaz tayfası
— Recep İvedik savunucuları
— “Eski Türk filmleri daha iyiydi” diyen nostaljikler
Ben mi? Ben ortada kaldım. Çünkü ben her gruba ayrı ayrı gülüyorum.
Arkadaşım Efe dedi ki:
— “Bak net söylüyorum, Cem Yılmaz tartışmasız.”
Diğer arkadaş:
— “Tamam da Recep İvedik daha çok halkın içinden.”
Ben içimden:
— “Ben neden bu tartışmada hakemim?”
Sonra sessizlik oldu. O an fark ettim: Aslında herkesin “en sevdiği komedi”, kendi hayatına en çok benzeyendi.
İzmir’de komedi algısı: Rüzgar bile şaka yapıyor
İzmir’de yaşayınca komedi algısı biraz değişiyor. İnsanlar zaten rahat. Gerginlik yok, ama sürekli küçük bir mizah var.
Mesela vapurda biri yanlışlıkla simidini denize düşürüyor. Kimse büyük tepki vermiyor. Ama herkesin bakışında aynı cümle var:
— “Bugün de hayat bizi hafif tiye aldı.”
Ben de böyle anlarda kendime şunu söylüyorum:
— “Tamam, sen artık bir komedi karakterisin ama farkında değilsin.”
Ve belki de bu yüzden İzmir’de büyüyen biri için “Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir?” sorusu biraz daha karmaşık hale geliyor. Çünkü hayatın kendisi zaten komedi gibi akıyor.
İç sesimle röportaj: Komedi kimdir gerçekten?
Bazen kendi iç sesimle tartışıyorum. Garip ama eğlenceli.
Ben: “Sence en iyi komedi kim?”
İç ses: “Uyumak.”
Ben: “Ciddi soruyorum.”
İç ses: “Ciddi cevap verdim.”
Bu noktada fark ediyorum ki aslında komedi, cevap değil süreç.
Bir şey anlatırken arkadaşın yüzüne bakıp “gülüyor mu?” diye kontrol etmek bile komedinin bir parçası.
Kendi hayatımda mini sahneler
Market sahnesi:
Kasiyer: “Poşet ister misiniz?”
Ben: “Hayır, hayat zaten yeterince taşıma gerektiriyor.”
Kasiyer: “1 lira.”
Ben: “Tamam veriyorum.”
İç ses: “Bu espriyi niye yaptın?”
Ben: “Alışkanlık.”
Toplumsal hafıza ve komedi: Neyi neden hatırlıyoruz?
Bir komediyi “en sevilen” yapan şey sadece güldürmesi değil. Aynı zamanda insanların hafızasında yer etmesi.
Bir sahneyi yıllar sonra bile hatırlıyorsan, orada bir şey tutmuş demektir.
Mesela bazı replikler var ki günlük hayata sızmış durumda:
— “Şaka maka…”
— “Bence burada bir yanlış anlaşılma var…”
— “Abi çok saçma ama doğru.”
Bunlar artık sadece komedi değil, günlük dilin parçası.
Ve bu da bizi tekrar aynı soruya getiriyor: Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir?
Belki de cevap tek bir kişi değil. Belki de bu ülkenin komedisi kolektif bir hafıza.
Benim kişisel listem değil, benim kişisel karmaşam
Bir liste yapmaya çalıştım:
— Cem Yılmaz
— Şahan Gökbakar
— Ata Demirer
— Tolga Çevik
Ama listeye bakınca şunu fark ettim: Hepsi farklı bir ruh hâline hitap ediyor.
Bir gün birini seviyorsun, ertesi gün başka birini.
Tıpkı ruh hâlin gibi.
Komedi değişir mi, biz mi değişiriz?
Asıl soru bu.
Belki de 18 yaşındayken güldüğüm şeylere şimdi farklı bakıyorum. Ama bu kötü değil. Bu sadece büyümek.
Bir gün şunu fark ettim:
— “Eskiden daha çok gülüyordum.”
Sonra düşündüm:
— “Hayır, sadece daha az düşünüyordum.”
Ve bu cümle biraz fazla gerçek geldi.
Son sahne: İzmir gecesi ve kapanış düşüncesi
Gece 1.43. Balkon kapısı açık. Dışarıdan hafif bir rüzgar geliyor. Bir yandan telefon elimde, bir yandan hiçbir şey yapmıyorum.
Kendi kendime soruyorum:
Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir?
Cevap gelmiyor.
Ama içimde garip bir rahatlık var. Çünkü belki de doğru cevap yok.
Belki de komedi dediğin şey; arkadaşlarınla gülmek, bazen saçma bir espriye kahkaha atmak, bazen de sadece susup aynı sahneye tekrar bakmak.
Ve belki en önemlisi:
Kendi hayatına dışarıdan bakabilmek.
Ben İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak şunu fark ediyorum: Komedi bir kişi değil, bir his. Ve o his, bazen bir sahnede, bazen bir sokakta, bazen de markette poşet sorulduğunda ortaya çıkıyor.
“Türkiye’nin en sevilen komedisi kimdir” konusunu beğendiyseniz Dopod sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.
İlginizi Çekebilecek İçerik: Triger kayışı değişimi kaç TL ?